Köşe Yazıları
 Fadıl Oktay fadil_oktay@yahoo.com
Şiir ve Toplumsal Bellek“Nenem bana bir masalda bir zalim hükümdara başkaldıran bir genci anlattı , ben de çocuğuma…”
Şiir ve Toplumsal Bellek
Şiir her şeyi söyleyen ama hiçbir şey yapmayandır.Yapılacak olanı kendisine dokunana bırakır.Okuduğunuz şiir aşk üzerineyse ya sevgilinizi terk edersiniz ya daha çok seversiniz.Ya da boştaysanız (!) sokaklarda yeni bir sevgili peşine düşersiniz.Azminiz ve kararlılığınız artar.Kısacası demeye çalıştığımız şey şiirin sizi dürttüğü ama eyleme geçme işini size bıraktığıdır.
Toplumsal boyuttaki şiirlerde de durum çok da farklı değildir.Şiirin devrim yapacak hali yok, aradaki tek fark çoğulculuğu tetiklemesidir.Şiir bir taraftan bireysel içgüdüyü yani bireyciliği öne çıkarırken diğer taraftan da toplumsal işlevini istemsiz devreye sokarak yığınlarını birbirine doğru itekler.Halk dediğimiz insan topluluğunun birbirine kenetlenmesini ve ortak düşünceye yönelmesini gizli veya açık tetikler.Bir yerde kafası karışmış insanların belli ve tek bir düşünceye sistematik olarak yönlenmesini sağlar.
Toplumsal şiirler okudukça bireysellikten toplumculuğa çıkış önce sessiz ve uğultulu ama daha sonra yeryüzüne gürültülerle fışkıran yeraltından akan derin sular gibidir.Kimse kimseye “ben bu şiiri okudum ve ben bu düşüncenin arkasından gideceğim” demez ama birbirinden habersiz kitleler bir an gelir aynı yöne ve düşünceye doğru hareketlenirler.
İşte dünyayı ele geçiren Para İmparatorluğu’nun en çok ürktüğü de böyle sessiz ve derinden akan çoğulculuktur.Bunun bir diğer adı da “toplumsal bilincin yayılması” yani “bilinçlenme”dir.Günümüz dünyasında makineler öne çıkmasına rağmen makinelerin beyinleri yani elektronik hafıza kartları bozulabiliyor veya yok edilebiliyor.Ancak toplumsal bellek öyle derinlere sığınıyor ki yok edilmesi neredeyse imkansız bir hale geliyor.
Şiirin toplumlar üzerindeki büyük gücü tarihin hiçbir döneminde yadsınamadı, şairler hep zulme uğradılar yakıldılar asıldılar boğduruldular.2000’li yıllara girdiğimizde bu büyük gücü fark eden egemen güçler yani “ sermaye” artık eskisi gibi gelişen insan hakları ve halk içinde artan iletişim ağı nedeniyle şairleri katledemiyor.Şimdilerde buldukları yol “şiiri görmezden gelerek ve yayılmasını önleyerek etkisini azaltmak”.
Kitapevlerinde eften püften binlerce roman raflarda uçuşurken şiir kitapları kıyı ve köşelere itilmiş ve bir şekilde arka planda yok denecek kadar az sayıda bulundurulmaktadır.
Kitapevlerini roman kirliliğinden oluşan bir sis bulutu kaplamıştır.
Şimdi konuyu biraz daha derine taşırsak yüzlerce sayfalık bir romanda yüzlerce kez tekrarlanan bir isim ve üstelik filme dahi çekilmiş olsa da belli bir zaman sonra unutulup gitmektedir.Genel baktığımız zaman durum budur.Yani romandaki kişiler bir zaman sonra toplumun belleğinden silinmektedir.
İşte şimdi tam da burada şiirin romana karşı olan o dayanılmaz ağırlığı ortaya çıkmaktadır.
Şiir çok az şair hariç diğer şairlere para pul kazandırmazken, moda olan romanlar eser sahibine iyi paralar kazandırabilir.Yani roman daha ziyade paraya ve güncele , şiir ise içe,gelecek yüzyıllara ve ruha yöneliktir.Elbette iyi romanlar da yazılmaktadır.Onları tenzih ediyoruz.Ancak genel değerlendirip, toplumsal bir bellekten söz edecek olursak, şiir toplumların belleğine daha çabuk belki de en hızlı giren ve kişilerin düş dünyalarına veya gerçek yaşamdaki davranışlarına daha üst düzey etkiler yapan bir yazın türüdür.
Birkaç kere gittiğiniz bir sinema filmindeki kahramanlar arasında geçen bir diyalogu ne kadar hatırlayabiliyorsunuz? Oysa toplumun her türlü sınıfsal katmanında şairlerin her türlü dizelerine rastlayabilirsiniz.
Bindiğiniz bir taksi şoförü size aniden Ozan Mahzuni’den bir dörtlük “”İşte gidiyorum çeşmi siyahım / Önümüze dağlar sıralansa da / Sermayem derdimdir servetim ahım /Karardıkça bahtım karalansa da” okuyunca gözleriniz dolabilir , gittiğiniz bir lokantadaki genç bir garson sofrada oturanların şairler olduğunu öğrenince size ; “Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kus kadar çokturlar; korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar “ deyip arkasına “işte biz de onlardan biriyiz abi” yi ekleyince yüzünüze bir gülümseme yayılabilir.Askerlik anıları anlatılırken aniden bir arkadaşınız çıkıp gür sesiyle ; “Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim; Yer yüzünde yer beğen, Nereye dikilmek istersen Söyle, seni oraya dikeyim!” deyip sizi çelişkili düşüncelere sevk edebilir.
Şiirin belleklerdeki yeri sadece bu kadar yani sadece toplumsallıkla mı sınırlıdır? Asla!
Bir akşam bir meyhanede sessiz sakin oturan ve içine kapanık gibi görünen bir gözlüklü ve her halinden bir burjuva olduğu belli olan delikanlı yan masadan girer lafa “seni ilk öptüğümde vapurdaydık / vapur kıyıdan gidiyordu/ hemen yanımızdan balıklar gidiyordu /eğilip usulca öpmüştüm /hemen öteden istanbul gidiyordu” derken yüzünde kimlik değiştiren bir dönüşüm yaşanır ve kendine güveni artar bir anda, artık gözleri bir güneş gibi ışıltılıdır."Bir daha , bir daha" sesleri arasında bu sefer de yine belleğinden yani aslında insanların birbirinden habersiz aktıkları ve buluştukları o yeraltından çağıltılarla akan uzun nehirden yani toplumsal bellekten dizeler bir kez daha dile gelir; “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular /Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir / Azıcık okşasam sanki çocuktular / Bıraksam korkudan gözleri sislenir.”
Şiir toplumun belleğinde bu kadar-cık mıdır ? Hayır daha var ! Anadolu’ya bir köy evine girersiniz , yolunuz düşmüştür , yer sofrası kurulur, yemekler yenir, birer cigara yakılır , işte orada birden sakalı uzamış bir köylü alır sazı eline ve İç Anadolu aksanıyla “ Karacoğlan der ki kondum göçülmez / Acıdır ecel şerbeti içilmez / Üç derdim var birbirinden seçilmez / Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm” derken köyde yıldızlar gecede gittikçe başaklar kadar çoğalır gibi gelir size.
İşte bütün bunlar “toplumsal belleğin en şahane ve hiçbir gücün silemeyeceği meyveleridir.Bu bellek toplumun derinliklerinde bir tortu olarak çökeldikçe bir sonraki kuşağa aktarılmaktadır.İşte şiirin gücü budur. Çünkü şiir halkındır, ezilenindir ve aşk acısı çekenindir.Günü gelince şiir bir silah gibi isyana kalkanların veya bağımsızlığa yürüyenlerin veya aşk acısı çekenlerin koluna bir arkadaş gibi yapışandır.Günümüzde ise paragözleşmiş ve maymunlaşmış medyanın karşıt belasıdır.Kısacası materyalizmin söz geçiremediği ender ve bakir alanlardan biridir .
Şiirlerde zenginler yoktur !
Fadıl Oktay
Akköy Dergisi 2008
08.12.2008 19:11 1100 okuma.
Yazarın bütün yazıları :
Amerikano ve Bölücü/Yobaz İlişkisinden Peydahlanan Medya Bebelerinin Agresifliği 18.12.2007 İyi Bir Faşist Olmanın 18 Altın Kuralı 14.01.2008 301 Yaygarası Kimden Çıkıyor ve Kimin İşine Yarıyor ? 08.03.2008 Şiir ve Toplumsal Bellek 08.12.2008 |